-->

Eğer Para Olmasaydı, nasıl yaşardık?

               Sanırım başlığı görünce; "olurmu öyle şey,böyle bir dünya olmaz,yaşamanın ne anlamı var"  gibi düşünceler geldi aklınıza.Böyle bir istatistik yapmak ve bir yazı yazmak geldi içimden.Çünkü bakıyorum çevreme.İnsanlara yaklaşmak ,soru sormak, birşey paylaşmak, bir yardım istemek çok zor.İnanın çekiniyorum.Patlamaya hazır bomba gibiyiz.Empati yapma,duygudaşlık yapma yok.Anlayış beklemek hayal olmuş durumda.Eskiden de para kazanmak vardı ama hırsımızın seviyesi bu kadar çirkin değildi.İnsanlar üç kuruş fazla kazanmak için, pekala yalan söyleyebiliyorlar.Karşısındakinin kalbini kırabiliyorlar.Kaba bir şekilde konuşup, diyaloğun ateşini yükseltebiliyorlar.Taksici, yolcusunu yetiştirebilmek için, kendisine haksızlık ettiğini düşündüğü diğer şoför ile,  teğennili davranmayıp ,tartışmayı bir adım ileriye götürüp, arabasından inerek, kavgaya mahal verebiliyor.Para hırsı, empati yeteneğimizi kaybettirmiş.

              Ama birileri bu gemiyi kurtarması lazım.Kaçmamak,kabullenmemek lazım.Yani akıllı-başlı, sağduyulu kişilerin, olumsuzlukları (futbol tabiri ile) göğsünde yumuşatması gerekir.Gerekir ki, karşı taraf sinsin. Aslında Yüce ALLAH (c.c.) ne güzel yön çizmiş bize.Fussilet suresi 34. ayette şöyle buyuruyor. "İyilikle kötülük bir olmaz.Sen kötülüğü en güzel şekilde önle.O zaman seninle arasında düşmanlık olan kimse, sanki candan bir dost olur." Sanırım olaylara Napolyon'un " para-para-para" mantığıyla değilde, Robert bosch' un  " insanların güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim" ruhuyla yaklaşmak lazımdır.

Yukarıda, kafanızda bir etkilenme yapmak istedim,bu sebeple ağır bir giriş oldu.Yaptığım istatistiklere göre; demir doğramacılığı yapmak isteyen,hırsızlık yapmak isteyen, sadece aşk yaşamak isteyen,deniz kenarında ömrünü bitirmek isteyende var ama, çoğunlukla bahçevanlık yapmak isterim diyene rastladım.Sanki " Az yaşamak için insanla uğraş, çok yaşamak için toprakla uğraş"  düşüncesini doğrular gibi.Kendi yaptığım işide göz önünde bulundurunca,gerçekten "İnsanlarla uğraşmak ömür törpüsü". 


Şimdi dikkat çekmek istediğim taraf şu.Biraz ferahlayalım.Güzellikleri düşünelim.Eğer hayatımızda para olmasaydı nasıl yaşardık,neler yapardık,yaşam şeklimiz nasıl olurdu,ömrümüzü nasıl tatlandırırdık? Düşünün ki; para yok,kazanma hırsıda yok.Hayalleriniz paraya bağlı olmasın, aile planlaması yaparken paraya bağlı düşünmeyelim,Okulumuzu okurken harç parasını düşünmeyelim, üretken bir toplum olalım, dünyanın herhangi bir yerinde, istediğimiz gibi tatil yaparken ücretini düşünmeyelim, üç kuruş kazanmak için kimi insanların ağız kokusunu çekmeyelim, kendi istediğimiz şeyi yaparak geçen bir komple bir hayat düşünün, ektiğimiz ekin karşılığında, petrol almak ne güzel olurdu, çok isterdik herhalde insanlık için yapacağımız bir icat için,parasızlık karşımıza dikilmesin.Kimbilir bilmediğimiz bir şehirde,sonsuza dek yürümek isterdik belkide.Herkesle aynı seviyede olmanın zevkini yaşardık.Yani zenginler fakir, fakirler zengin olurdu.Çocuklarımıza; bak oğlum bu işte çok para var,sen bu işi yap, deme ahmaklığında ve korkusunda bulunmazdık,ne istiyorsa onu yapardı.Para olmasaydı, halk arasında yaa darphane para bassın, dış borcumuzu kapatsın demagojiside olmazdı herhalde. Alışveriş için gittiğiniz marketten, fiyat tahlili yapmadan hemen ihtiyaçlarınızı alıp çıkardınız herhalde.Hayal gücünüzle başbaşa kalın.Üretmek ve yaşamak bedava.

Şimdiden "böyle hayat cennettedir ancak" diyenleri duyar gibiyim :) 




















Bir Milyon Neden Saçmalığı!!!

Bir milyon neden,Bir milyon neden,Mutlu olmak içinmiş !!!

Son günlerde televizyonlarda reklamını izliyoruz.Bir " Mutlu olmak için bir milyon neden" saçmalığıdır,gidiyor.Coca-Cola efendinin gündemde kalmak yaptığı bir oyun daha.Maalesef bunuda başarıyorlar sanırım.Türk insanının fotoğrafını çok iyi çekmişler.Zayıf damarımızı çok iyi biliyorlar.Bizi bizden iyi tanıyorlar.Görevleri; beyinlerimizi sublime (bilinçaltı etkileme) etmek.Bilinçaltımıza istedikleri mesajları göndermek.Yani aslında benim anladığım şu;mutluluk ile,coca-cola'yı eşleştirip,beynimizde bu ikilinin aynı odacıkta bir metafor oluşturması.Coca-cola demek mutluluk demek,olumlu birşey demek sinyalini benimsettirmek.Dolayısıyla coca-cola ile ilgili tüm olumsuzlukları beyinlerden kaldırıp, yeni nesillere hoşlukları taşımak.

Mutlu olmak için ,bir milyon neden çıkartmayı düşünene kadar, mutsuz olmak için bir sürü neden var arkadaşlar.Bu ülkenin insanları mağdur, aç ,evine ekmek götüremeyen,ısınamayan,banklarda yatan,faturalarını ödeyemeyen,asgari ücretle geçinmeye çalışan,kira terörü ile boğuşan vss... bilmem kaç milyon insan var.Kimi kandırıyorsunuz siz?
 Bu ülkede mutsuzluktan kendimizi soyutlayamadık ki,mutlu olmak için bir milyon neden arayalım.İnsanları nasıl etkileyeceklerini çok iyi biliyorlar dedikya.Türkiye'nin kanayan mağduriyeti,insanları tv başına çivileme yöntemi "diziler" de bu konuda ,bu bebek katillerine maalesef yardımcı oluyorlar veya yataklık ediyorlar.Bu reklamı veya buna benzer,onlar için iyi,bizim için içler acısı projeleri,yeni yetişen küçük beyinciklerimiz,çocuklarımızda izliyorlar ve onların bilinçaltına neler gidiyor bilemiyoruz.Bakıyoruz;her dizinin sonunda,her 3 reklamdan birinde,tüm yazılı,görsel basında,internet dünyasında bu kampanya var.Yanlış anlamayın.Reklam filmini,bize başka bir etiket altında sunsalar sesimizi çıkartmayız.Reklamın doğallığı içimizi ısıtıyor.İşte bu vicdansızlarında istediği tam olarak bu.Biz akıllanmayız,bize her şey müstehak,güzel ülkemizde istedikleri gibi at koşturuyorlar.Ne diyelim ramazan ayında bile sofralarımızda göstererek gözümüze sokuyorlar.

Sonuç olarak; insanların mutluluğu yakalaması için Coca-cola'nın sadist fikirlerine ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.Biz birbirimizin gözlerinde buluruz bazen mutluluğu,bazen sobası gürül-gürül yanan kutu gibi bir evde,bazende çocuğumuzun istediği bir şeyi,ona aldığımızda,onun yüzünde.Kimseye ihtiyacımız yok.Yeter ki ,bizi bölmeye,bozmaya çalışan insanlar aramızda olmasın...























Ama !!!


Ama ben insanlarla uğraşmak istemiyorum.Söz verdiklerinde orada olmalarını istiyorum.Ama annesinin,çocuğunu kendini tatmin edene kadar dövmesini istemiyorum.Ama ben marketteki , iki tarafı birbirine yapışmış poşetlerin açılmak için naz yapmasına gıcık oluyorum.Televizyonun hayatımıza hükmetmesini sevmiyorum.Ama ben birşeylerin 0.99 tl,9,99 tl,99 tl olmasına gıcık oluyorum.95 tl ama ,sana 70 olur diyen satıcı arkadaş.Zihniyetinin zaten onu 70 tl ye satmak olduğunu biliyorum ben ama.Ama ben minübüs şoförünün ,o meşhur arka taraftaki boşluğu nasıl gördüğünü anlamıyorum.Ama ben aradığım zaman karşımdakinin telefonu açmasını ,açmasada daha sonra dönmesini istiyorum.Ama sabah telefonumun alarmı çaldığı zaman onu kapatıp biraz daha yatmak istiyorum.Tişörtümün kapıya ısrarla takılmasına tahammül edemiyorum,hemde acil bir işim varken.Ama bilgisayar kablomun,tekerlekli sandalyemin,tekerleğine takılıp,onunla beraber seyahat etmesi beni "bu kadarda olmaz" dedirtiyor.Kutu kola açma halkasının,amacına uygun açılmamasına ve benim onu bıçak ile açmak zorunda kalmam beni"beceriksizmiyim" diye düşündürüyor.Televizyondaki abuk sabuk olan ,evlenme , magazin,spor ,dizi programlarını görmek istemiyorum.Ama ekranlarda herşeyden anlıyormuş gibi görünen yorumcuları görmek istemiyorum.Haber bültenlerindeki "az sonra" ları sevmiyorum.Haber bülteni sunucularının,haberden sonra yorum yapmak için kendini zorlamasını anlamıyorum."Zorundamıyım" şarkısı yazılmak zorundamıydı ? Sabah işe giderken ,hergün aynı insanları görmekten çok sıkıldım.90+ da gelen golleri anlamıyorum.Ama Galatasaray için ,Fenerbahçe'yi yenmek neden bu kadar güç. Anlamadıkları kelimeleri cümle içinde kullanınca,anladığını zanneden bir nesil vardı.Çocukluk yıllarımda annemin saçlarımı "okul traşı" modelinde kestirme alışkanlığına  şu an gülüyorum.Ama ben kağıdın ellerimi nasıl kestiğini anlamıyorum.Bazı ev hanımları tanıyorum,evine kimse gelmemesine rağmen,evini hergün temizliyor.Bunu anlamıyorum yaa.Bu kadınların aç kalsalarda,çanta,ayakkabı almaktan vazgeçmeyişlerini hayretle iziliyorum.Çocuğa çizgi film izlettirmeyip,kendisi keloğlan masallarını izleyen büyükler tanıyorum ama.

Cep telefonu çağrılarının sevgililer arasında,sevgi seviyesi kabul edildiği dönemlerde,aynı sayıda çağrı yapmayan tarafın suçlandığını düşünüyorumda şimdi,neyse...Ama "hayvanlar koklaşa koklaşa,insanlar konuşa konuşa" sözünün ,2.kısmının doluluğunu kaybettiğini görüyorum,üzülüyorum.Herhalde en çok türklerde var,yumurta kapıya dayanmayınca aklımız başımıza gelmiyor.Ama o simitler çok güzel kokuyor.Ama ben lise yıllarımın bitmesini hiç istemiyordum.Sivrisineklerin yazın,biryerlerimi ısırmak için ısrar etmelerini anlamıyorum.Gidenin arkasından dökülen suyun anlamını çözemiyorum.Hatasız değilim ben arkadaş,süper enerji beklemeyin benden ama.Ama ben artık önceden herşeyi planlamayı,işlerimin düzenli gitmesi isteğimin artık bitip,kafamın boş olmasını ve "bunlar basit şeyler" demek istiyorum."Müşteri her zaman haklıdır" zihniyetini anlamıyorum.Müşteri haklı olduğu zaman haklıdır.Hastaların bağlı olduğu solunum cihazının fişini çekip,elektrik süpürgesinin fişini takıp,hastaları öldüren kadını istemiyoruz bu dünyada ama.Hastaların ,ayrıca evrak peşinde koşmak zorunda bırakılmasından nefret ediyorum.Aciliyet ile önemli kavramlarının anlaşılamamasını anlamıyorum.Hatırlıyorum,casio saatlerin revaçta olduğu zamanlarda.Çoğu zaman saate baktığımda 11:11 - 14:14 - 20:20 - 23:23 gibi gösteriyordu.Bu bir rastlantımı hala anlamıyorum ama.Erkekler ağlamaz diye diye duygusuz yaptınız bu ülkeyi.Sadece 3 saat ayrı kaldım evden yaa,nasıl soydun evimizi ey hırsız efendi :) Futbolcuların bu kadar çok para kazanmasını kabul etmiyorum.Hiç bir insan bu kadar parayı hayal etmez çünkü,ama ne gariptir ki kazanır.

İnanıyorum, öyleyse varım !!!


Asla vazgeçme

İnsan olarak yapımız gereği ,hemen her istediğimiz o anda olsun isteriz.Ama tabi hayat sadece bizim etrafımızda dönmüyor.Dünyada yaşanan bizden başka bir hayatta var,yaşayan bizden başka insanlarda var ve yaşamımızı etkileyen,yönlendiren başka etkenlerde var.Dolayısıyla bazı  isteklerimizin gerçekleşmesi biraz zaman alabilir.Bu hayatın içinde olan bir durum ve bunu kabul etmeliyiz.Buna parelel olarak sabır karakterimizi geliştirmemiz gerekir ki inandığımız şeylerin peşinde koşarken ümitsizliğe düşmeyelim.Ulaşmak istediğimiz hedefin yolundan geri dönmeyelim.Belki çok yaklaşıp,sonuna kadar gelmişizdir.Belki son bir adım kalmıştır.Dış referans psikolojisi,dış etkenler bizi yolumuzdan döndürmemeli.Bu kendimize olan özgüvenimizide taze tutmamızıda sağlar.

Bir yakınım yakın zamanda şu hikayeyi anlattı;

"Lisedeyken ,yılın başlarında arkadaşlarıma uyup epey devamsızlık yapmıştım ve hakkımı doldurmuştum.Tepe taklak 1. sınıfı geçtim ve 2.sınıftada daha ilk dönem gelmeden devamsızlık hakkımı doldurmuştum.Bu sebeple beni yıl sonunda okuldan kovacaklardı.Bunu önceden biliyordum.Ailem ile konuşup,okulu bırakmayı ve çalışmak istediğimi söyledim.Karşı çıktılar.Epey mücadele verdim ve beni yine anlamadılar.Yaşım 16 idi ve bir çılgınlık yapmanın arefesindeydim sanki.Yatağın altında,kış için biriken,ailenin kömür parası vardı.Onu alıp evden kaçtım.8 ay ortalıkta görünmedim.Yazın İstanbul'da,kış mevsiminde Antalya'da çalışıyordum.Bu dönemlerde çok sıkıntılar çektim,uyurken üstüme yağmur bile yağdı ama,bana güvenmeyen aileme bir ders vermeliydim,eve dönemezdim,hayatımı kazanmalıydım.Hemen hemen her işi yaptım.Ama yılmadım.İnandığım hedef uğruna her çileyi çektim.Sonuç olarak şuan hatırı sayılır bir gelirim var.Tekstil sektöründe hizmet veriyorum.Kendi dükkanım,evlerim,arabam,çevrem,eşim ve 2 çocuğum var.Hayata belli bir seviyeden bakıyorum."


Futboldaki; "maç 90 dakika,maç henüz bitmedi" terimleride sanırım buna dayandırılabilir.Bir çok son dakika golleri hatırlıyorum.Kilo vermek isteyen insanlar,neden diyete pazartesi başlayıp,cuma bitirirler anlamıyorum.İnsanlar herşey söyleyebilirer,yapamayacağınızı belirtirler,ama siz hedefinize ulaştığınızda,onlar utanıp sizi alkışlayacaklardır.Bunun için güçlü olmalısınız.

Allaha dayan, sa'ye sarıl (çalış) , hikmete ra'm ol (verilene razı ol) , yol varsa budur,bilmiyorum başka çıkar yol !!!                                                                                                        M.Akif ERSOY







Heybeli ada

                 Havaların güzel olması hasebiyle haftasonumuzu evimizde geçirmek istemiyoruz.Yaz resmi olarak gelmese bile ben sizin için Heybeli ada'nın açılışını yaptım.Adalar güneşi gördüğü zaman bir başka tatlı oluyor.Daha adaya ayak bastığınızda sizi karşılayan muazzam bir ruh hali var.Hemen oturup denize karşı, o muhteşem deniz replikleri arasında insanın çay içesi geliyor.Tabiiki adalar sadece bundan ibaret değil.Hemen adaya girişte sizi sahil insanının sıcaklığı karşılıyor.Akrobatik show gösterisi yapan genç kızın profesyonelliği,insanın ağzını açık bırakıyor ve eğlendiriyor.Yanından geçen her insanda bir iz bırakıyor.Tabi buraya gelipte bisiklete binmeden olurmu.Çünkü 16 m2'lik adayı tek gidişte yürüyerek gezip bitirmek mümkün değil.Hemen adanın girişinden bisiklet kiralayabilirsiniz.Adaya giderken bisiklet giymeye uygun giysiler almayıda unutmayın derim.Adaya haftasonları yüklü miktarda insan akımı oluyor.Adadaki her tarafta da doluluk oranını göz önünde bulundurmanız gerekiyor.
Bazen rastlıyorum.İnsanlara ikamet ettikleri yerlerden uzaklaşmak yıkım gibi geliyor.Halbuki bilmiyorlar yakın çevrelerinde böyle güzelliklerin olduğunu.Bu yazıyı birazda bu insanlar için yazdım.Çekinmeyin,korkmayın,kimse sizi yemez orada.Herkez kendi derdinde.Eğlenmesine bakıyor.Hafta içi yaşadığı iş stresinden uzaklaşmak istiyor.Ulaşım için ise endişe edilecek bir durum söz konusu değil.Kartal'dan deniz otobüsleri 15 dakikada bir hareket ediyor.Üstelik çok ucuz.İnsana sadece o yarım saatlik deniz yolculuğu bile yetiyor.Sizin için 2012 saat tarifesini yayınlıyorum.

Adaya günübirlik gidilebileceği gibi,tek gecelik veya daha fazla da konaklanabilir.Kim bilir belki bir gün eşinize sürpriz bir yıldönümü hediyesi verebilirsiniz.Eğer araştırırsanız uygun fiyata pansiyonlar ,oteller var.Namazımı kılamam diye düşünenler üzülmesinler.Heybetli bir camisi var heybeli adanın.Günübirlik gelecekler piknik yapmak isteyebilirler.Geniş alana yayılmış ormanlık alanları piknikçiler için biçilmiş kaftan.Gelirken piknik malzemelerinizi,mangalınızı almayı unutmayın.Halki palace otel in yanından doğru uzanan yol sizi piknik alanına götürecektir.Henüz sezon açılmadı ama,yaz yaklaşıyor.Adanın masmavi kıyılarında denize girmekte ayrı bir zevk.


Zaten aşklar hep yalan dolan !!!



eski aşklar
Aslında bu yazıyı yazmam için bana ilham olan çıkış noktam,nişanlısını yanında getirmeden davetiye bastırmaya gelen genç delikanlı.Telefondaki konuşması sanki zulüm gördüğü bir insan ile idi.Sanki silah ile yaptırıyorlardı bu işi.Sanki cebren idi bazı şeyler.Kibar,saygılı konuşmak bir kenarda kalsın,neden orada olduğunu,niçin davetiye bastırdığı bilemez tavrındaydı.Farkında bile değildi ne yaptığının.Halbuki ne güzeldir parça ekmeği bile bir gün paylaşabileceğii bilmek,ne gurur vericidir başka ortamlarda birbirine arka çıkmak,ne tatlıdır ortak mutluluktan sonra sakin bir tebessüm,ve ne lezzetlidir sana hazırladığı yemekten sonra eline sağlık demenin hazzı.

Eski aşklar yorulmuş artık ağızlarda gezmekten,yenileri ise utanır ortalıkta gözükmeye.
Saf aşıklar kalmadı artık
Biz bilmezdik aslında ilk seni seviyorum dediğimizde eski aşkları yaşadığımızı,zaman ilerdikçe yenilendiğini düşündüğümüz , aslında çürüyen aşkın kangren görüntüsünü.Eskidenmiş sevdiğini incitmeden düşünmek,onu üzmeden cümlelerini seçmek,eskidenmiş aşkların diyalog hali,şimdi ise monolog.Eskidenmiş sevdiğimizle geçirdiğimiz dakikaların değeri,şimdi ise sosyal medya sayesinde tüm arzular susuz ve kurumuş bir kuyu gibi.Aşkın ,sevmenin,sevilmenin hassaslığını kaybettiği günümüzde ,geçici sözde aşklar hüküm sürer olmuş benliğimizde.Karşımızdakinin hakkına,benliğine saygımızı yitirdik.Onu sevmek için değilde,üzmek için,onu taltif etmek için değilde,gururunu kırmak için çaba sarfediyoruz sanki.Hemde bunların çoğu heyecanın yoğun yaşandığı,duyguların nirvana'ya ulaştığı dönemlerde.Aslında bilmiyoruz Yaradanın bize bahşettiği o narin hediyenin kıymetini.
Aşkı; bir davete giderken yanımız boş kalmasın'a , sevgililer gününde kendisine hediye alacak birinin alelacele olmasın'a,eşsiz girilemeyen yerlere girmek için maşa olarak kullanılan sevgiliye kadar ayaklar altına aldık,düşürdük.İsterdim aşklar okul önlerinde bekleyen sevgilinin saflığında olsun,isterdim aşklar onunla aynı sınıfta okumak için sınıfta kalabilme cesaretini korusun,isterdim ve isterdim onun gözlerine baktığında sonsuz bir yolculukta hissetmek.İsterdim tv de evlenme programına çıkan 70 yaşındaki dedelerde,ninelerde birazcık Leyla,birazcık Mecnun ruhu olsun.Birbirlerinin maaşlarını yemek için,birirlerinin evlerinde oturmak için yapılan utanç verici muhabbetler,gençlerin daha çok olduğu ülkemizde bizlere korku veriyor.Gelecek nesilin ne hale geleceğini tahmin etmek çokta zor olmuyor.




İslambol Tarih Oldu

Hayalini kurduğun "İslambol" sağ salim ayakta.Sakın gözün açık kalmasın,hepsi kimlikte "Müslüman" aslında.
Evet dediğimiz gibi,İstanbul'da," İslambol" du.Mehmet bunu için Fatih olmuştu.İman ile örmüştü şehrin her zerresini.Çarşısına,pazarına kazımıştı Yüce yaradanı.Amacı neydi peki.Bunları yapınca ne olacaktı ki? Sadece aşktı onun fetih sevdası.Aşkı yaratana kavuşabilmenin aşkı.O amacına ulaştı,aşkına vardı.Peki geriye ne kaldı.Her şey başlangıçta güzeldi,temizdi.İslam'ın saflığı sarmıştı kainatı.Ama tükendi.İnsanlar samimiyetini yitirdikçe,ecdadın yaktığı meşalenin nuru da tükendi! Yüzler,gönüller atının suretine ayna tuttu.Alimler soyunu unuttu,siyonistlere dansöz oldu.Bir kerecik kaldırıp başını bak.Nerede kaldı islam? Hani İslambol'un delileri.Hepsi mimariye esir.Camilerden ötesine geçemedi.

Darwinizm terörü beyinleri katletti,her bir sayfası zahiri alimleri yuttu.Artık sayfası kırışan kitap, "Kuran" değildi.Fatiha'ya muhtaç ölülerin mezarları,en temkinli eğlence beldeleri.Camiler ise sadece tarihimizin simgesi.Katledildi tüm iman! Katil de, maktul de aynı kişiydi.Her müslüman benliğini yitirdi.Bir zamanlar tefekkürün başlangıcı olan alem,şimdi fahişeliğin gerçek yurdu.Kocasının yanında örtüsünü açmaya utanan anaların torunları üç kuruş için soyundu.İşte ey Fatih ! Hayalini kurduğun islambol sağ salim ayakta.Sakın gözün açık kalmasın,hepsi kimlikte müslüman aslında :(

Çocuğumun Ruhsal Gelişimi

Çocuğun ruhsal gelişimi
                  Biz 90'lı yılların çocuklarıyız.Bizim zamanımızda anne-babalarımızdan ruhsal anlamda eğitim almadığımız ve buna göre yetiştirilmediğimiz için,bizler yüreğimizde yareler ile gelişigüzel bir şekilde büyüdük.Büyüklerimiz yüreklerimizde açtıkları yaraların farkında değillerdi.Çocuk olduğumuzdan derdimizi tam anlamıyla anlatamadığımızdan dolayı,çocuk yetiştirmeyi sabah,öğle,akşam karnını doyurmaktan ibaret olduğunu düşünüp,bu konuda çok iyi olduklarını söylüyorlardı.Tabiki onu dünyaya getirmekle anne,onu ihtiyaçlarını karşılamak ile baba olunmuyor.Bunlar elbette önemli ama,çocuğun duygu dünyasının mükemmel olması yolunda,ruhsal sağılığına dikkat edilmesi parelellik taşıması gerekiyor.

Anne ve babanın çocuk üzerindeki baskısı,sevgisizlik,ilgisizlik çocuğun hızlanmasına neden oluyor.Hızlı konuşan çocukları gördüğümde soruyorum,sonuç hep aynı çıkıyor.Bazen görüyorum,annesi; "çabuk acele et,hadi,hadi,hadi" diyerek çocuğun iki ayağını bir pabuca sokuyor.Çocuğun karar mekanizması ile oyucak gibi oynuyor.Çocuğun ritmi bozuluyor.Çocuğum ayakkabısını giyerken onu büyük bir sabırla,7 dakikada beklesem,bekliyorum.Onun o işi tam olarak duyumsayarak,algılayarak hissetmesini sağladığımı düşünüyorum.Yani çocuk yetiştirme birazda tahammül işi,sabır işi.


Çocuğunuzu aşırı tepki vermeyin

3 yaşındaki oğlumu yetiştirirken bu konuda çok dikkat ediyoruz.Bebeklik döneminde,annesinin sürekli yanında olması(çalışmaması) , bakımının (altı kirlendiğinde temizlenmesi, acıktığında emzirilmesi) zamanında yapılması,geceleri uyandığında ışık hızında hemen yanında olması,çocuğumuzun temel güven duygusunun oluşmasını sağladığını düşünüyorum.Bu güven duygusuyla,dış dünyayıda güvenli olarak algıladığını görüyoruz.Küçük yaşlarda,yani 4-5 yaşlarından önce anneden-babadan ayrı çocuk yuvalarına,kreşlere bırakılmış çocuklarda bu konuda sıkıntı olabilir.Bir arkadaşım,eşide çalıştığı için,1 yaşındaki oğlunu kreşe vermek zorunda kaldı.Şu an sorun yok gibi gözüküyor ama,anne kucağından,kokusundan ayrı bir şekilde büyümesini dikkatle izliyor olacağım.Bakalım çocuk kendi sınırlarını nasıl belirleyecek.Güven duygusu nasıl gelişecek.Pedagog Adem GÜNEŞ in de söylediği gibi "Çocuk 4 yaşında doğar" yani kesinlikle bu yaşa kadar annesinden ayrılmaması gerekiyor.Biz konuda doğru hareket ettik.Çünkü benim için çocuğumun matematik öğretmeni olamaması önemli değil.Belki ressam,belki sanatçı,belki tüccar, belki kuaför olacak ama,ruhundaki dinginlik ile insanlara faydalı olacak.Zorla çocuğun kafasından aşağıya matematik dökemezsin ama,sert-kızgın baktığımızda bile incilen çocuğumuzun ruhu ile bir oyun hamuru misali oynayabiliriz.Bu sebeple ruh gelişimi konusunda,çocuğun kendini önemli hissetmesini sağlamalıyız.
Allah herkesi ayrı fıtrat ile yaratmıştır.Çocuklarımızın ağız tadından,bir konuya yaptığı yoruma,merak ettiklerinden,sevdiği kokulara vs.. kadar saygı duymalıyız.


Ne Düşündüğünüze dikkat edin !!!

     


              Evet,düşüncelerimize dikkat etmemiz gerekiyor,çünkü bir gün gelir,her ne düşünüyorsak gerçeğe dönüşebilir. Yaşamımızdaki tercihlerimiz bize aittir.Yani her neredeysek,hangi konumdaysak bütün bunlar kendimizin eseridir.Tek bir durum kontrolümüz dışındadır.Düşüncelerimiz.Ne düşünürsek düşünelim biz düşünürüz,başkası bizim yerimize düşünemez.Kimse bizden izinsiz bizim düşüncelerimizi değiştiremez.Mesela kafamda neye inanırsam,onu kendime yakın hissederiyorum.Onu sahipleniyorum.Düşüncelerim ne kadar keyifli ise,hayatımdan o kadar lezzet alıyorum.Beynim ne kadar allak-bullak ise , hayatım da bir o kadar karmaşa içinde oluyor.Hayatımın diğer yönlerinide etkiliyor.Düşüncelerim sanki ileride yaşayacaklarımın altyapısını oluşturuyor.Deneyimlerim,görmüşlüklerim,ileride neye yönleneceğimi gösteriyor aslında.Böyle hissediyorum.İçinde bulunduğum kötü olayların içinden çıkmak için ,olumsuz düşüncelerimden sıyrılmam gerekiyor diye düşünüyorum.Kafamdaki olumsuz düşünceler için,bir an önce harekete geçmem gerekiyor sanırım.Çünkü bu kötü durumlar,duygularımıda etkiliyor.Maliyetide çok ağır olabilir.Öyle hissediyorum.Aslında dibe vurmakla beraber,dipten aldığın kuvvet, bazen iyi sonuçlar verebiliyor ama neyse.Sanki bazen geceleri gördüğüm kabuslar da bununla ilgili olabilir.Ben yaşıyorum bazen.Gece yatarken türlü konular beynimde dolaşıyor.Sonra uykuya dalıyorum,sonrası malum.
Ne düşündüğümüze dikkat etmemiz lazım.Bizi yoran,kötüye sürüklediğini düşündüğümüz düşünceleri,kafamızdan atmamız gerekiyor.Şöylede söyleyebilirim sanırım,neyi ne zaman düşüneceğimizi programlamamız gerekir diye düşünüyorum.Buna parelel olarak,hayatımızın ihtiyaçlarını zamanında karşılamamız gerekiyor yani.

Bu zamana kadar hiç bir zaman evlilik yıldönümümüzü unutmadım.Her yıl bir sürpriz yapmışımdır eşime.Fakat bu aralar kafamda o kadar çok şey düşünüyorum ki;bu seneki evlilik yıldönümümüzü unutmuşum ve hiç bir hazırlık yapmadım.Ayrıca tüm bunların üstüne, bir arkadaşıma ziyarete gitmek için eşime bilgi verdiğimde ,gerçeği öğrenirken ki hissiyatımı herhalde tahmin edebilirsiniz. :)  Yani böyle ağır sonuçlar olabiliyor.Eğer,düşüncelerim çok fazla,ayarsız bir şekilde beynimi meşgul etmeseydi,eşim ile güzel manzaralı bir restoran'da duygulu bir akşam yemeği yiyebilirdim... 


Durmayın Dua edin,Sürekli İsteyin





Beni hayatımda çok etkileyen olaylardan birtanesini sizine paylaşmak istiyorum.Oğlumun isminin çok ilginç bir verilme hikayesi var.Tabii herkes gibi oğlumuz doğmadan isim arayışındaydık.Herkesin bir fikri oluyor.Her yerden birşeyler duyuyoruz.Bir isim bulduk diyoruz.Bir yakınımızın veya arkadaşmızın çocuğunun ismi çıkıyor.Başkası bir isim buluyor.Biz beğenmiyoruz.Tabii internetten de araştırmalarımız devam ediyor.Bu hengame arasında bir gün dedim ki;"Allah'ım işin içinden çıkamıyoruz.Bana ,çocuğuma vermek için senin uygun gördüğün bir isim tavsiye et.". O akşam yattım ve sabah kalktığımızda oğlumuza vermek için isim hazırdı.Sabah hemen eşimle paylaştım.O kadar yürekten dua etmişim ki,Yaradan hemen duamı kabul etti.



Dua edin.Sonsuz himmeti olan Yüce yaradan'dan isteyin.Onun hikmeti çok geniş.Herşey isteyin.Yürekten istediğiniz zaman kabul olmayacağını zannetmiyorum.Israr edin,olmasını istediğiniz birşey için gece kalkın dua edin.ALLAH bizim kalplerinizi biliyor,dolayısyla samimiyetimizide biliyor.He bu arada oğlumun adı Yuşa...

Yaratıcı'ya En Büyük Saygı "Sabır "

         



 Ancak iman edip,ameli salih işleyenler,hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadırlar.
                                                                                                                                           (Asr, 3)

      Kulluğa en çok yakışan kelime! Yaratılanın,Yaratıcı'sına en büyük saygısı...Her şey "Sen" dendir deyip susması.Büyük bir baş eğiş ve büyük bir isyan.Allah'a itaat eden başın,nefs'e kalkması...Buradan anlaşılıyor ki;Sabr'ada sabır gerekiyordu.Bu o kadar da kolay değildi.Basit değildi sabretmek.Dil lal olmalıydı.Şikayet yoktu bu oyunda.Çıkarsız,samimi birliktelikler.Kim kime sabredecekti muamma!!! Kulun isyanıda vardı sonuçta.Bunu engellemek düşmüştü iman'ın başına.Evet;İman gerekti bu savaşta.Hiç sarsılmayan,ayakta duran.Taklidi değil,tahkiki olan.Nihayetinde bunu yapacak olan bir Adem'di.Gerek melek'ten üstün,gerekse iblis'ten aşağıda.Çok denedi sabretmeyi.Öncelerinde tam olarak bilemedi.Artık "başarıyorum" derken tekrar tökezledi.
İblis'in işi yok...
Düşmanına yanaşmaktan başka.Ve iblis! Görevini en ihya edendi aslında.Kul masumdu.Göremiyordu cennet'ine uzanan eli.İmtihanlarla dolu dünyasında sabır gerekti.Mecburiyet yoktu asla.Herşey ALLAH için olmalıydı.
Düşündü...Bunu yapmak gözünde bir hayli büyüdü.Oysa bu zamana kadar sabrediyorum dediği herşey mecburiyetten değilmiydi?

Ufak bir imkanı olsa en küçük imtihanında kaçıp gidecekti.Sabreden kişi kaçmayı nasıl düşünebilirdi? Tüm renkleri görmeliydi.Artık sıra "Nefs" mücadelesine gelmişti.Ayetlerin sıcaklığı enjekte oldu damarlarına.ALLAH sabredenler ile beraberdi.Artık Adem büyük bir yarışın içindeydi.Ey iman edenler.Sabredin.İman ediyorsa sabretmeliydi.

Birdenbire fark etti.Önce imanına bir tedavi gerekti.Sabır ise ona en güzel estetikti.Şeytan için zifiri karanlık,Melek için ise en berrak beyazlığın ortasındaydı.Sabrı,ufak bir soru karmaşasından öğrenmişti.Mecburiyetten mi yoksa ,gerçekten sabırmıydı onunkisi?
Birde tefekkür etse neler bilecekti? Aslolanı nihayet öğrendi.Artık dilinde tek dua vardı...

Sabır için sadece " sabır" ver ya Rabbi...

Günlük Hayatta "Tost Yöntemi" Çok Etkili

     
       
 Elbette peynirli,sucuklu veya çift kaşarlı tosttan bahsetmiyorum :) İnsan ilişkilerinde çok etkili bir yöntem anlatmaya çalışacağım sizlere.
İnsanoğlu olarak 3 günlük dünyada aslında birbirimizi kırmadan işleri yürütmek pekala mümkün.İşyerimizde arkadaşlarımız ile sorunsuz bir şekilde mesaimizi tamamlamak.Evimizde annemiz ile "o pantolonum nerede" konusunu tartışmadan bitirmek,babamız "bu saate kadar nerdesin" diye sorduğunda,konuşmamızı evi terkederek sonlandırmamak.Maçlarda,empati yaparak hakemi anlayış ile karşılayan futbolcu olmak,sokakta üstümüze çamur sıçratan arabanın şoförü ile tartışmadan olayı tatlıya bağlamak,siparişimizi yanlış getiren tedarikçiyi telefonda fırçalamamak vs...Örnekleri çoğaltabiliriz.Günlük hayatta yaşadığımız buna benzer bir çok olay var.Elbette hayat bembeyaz bir kağıt değil.Dört dörtlük hayat nerede derseniz orası cennet.Gün içinde stresli olabiliyoruz.Yaptığımız anlayışla karşılamadığımız bir çok görüşmeden sonra,verdiğimiz geri bildirim,aslında durumun nasıl sonuçlanacağını bir nevi belli eder gibi.Düşünün ki acı biberi çok seviyorsunuz,fakat onu,öylece ağzınıza atmak biraz canınızı yakabilir değilmi? Ama küçük bir ekmek parçasının arasında yemek acının etkisini azaltır.İşte insan psikolojiside böyledir.Acı köfteyi katıksız bir şekilde yedirmemek lazım karşımızdakine.Yani istediğimiz mesajı,karşımızdakini incitmeden de çok kolay bir şekilde verebiliriz.

Örnek: Patronun verdiği bir görevi,personeli bir şekilde yapar getirir.İstediği gibi olmayan işi patron,"beğenmedim" deyip personeli gönderebilir.Ama hiç bir şekilde o kişiden bir daha %100 performans alamaz.Birde şöyle yapabilir.Sanırım en güzeli bu."Hımm,evet bir hayli vaktini ayırmışsın."(alt ekmeği hazırladı) "Şu çizgiler sanki şu şekilde olsa,bunu buraya alsan,sanırım daha güzel olabilir" (araya köfteyi koydu) "Daha güzel yapacağına inanıyorum" (üst ekmeğide koydu) dedi ve personel yanından moralli ve işi anlamış bir şekilde ayrıldı.Veya eşinizin tüm hevesiyle size aldığı gömleği beğenmemiş olabilirsiniz.Bu çok normal."Çok teşekkür ederim gömlek almışsın" - "kalın kareli giymediğimi sanırım unutmuşsun :)" Herhalde sen bunu sevdin,İstersen ben değiştirebilirim" gibi tatlı bir şekilde acı köfteyi yedirdik ve onu kırmadan istemediğimiz gömleği yenisyle değiştirmeyi başarabildik.

Evde eşimize,iş yerinde patronumuza,arkadaşımıza,çocuğumuza vs...herkese geçerli bir yöntem.Biraz anlayışlı olalım.Bakın deneyin,pişman olmazsınız.Olumlu sonuçlarını aldığınızı göreceksiniz.

Neden Beyin Göçü ???





Geçenlerde Televizyonda yayınlanan AYNA programı KANADA'daydı.Toronto Üniversitesini ziyaret ettiler.Türkiye'den giden,orada okuyan bir kaç öğrenci ile konuşurken,orada bazı şeyler dikkatimi çekti.İçim burkuldu,bu ülkede yaşayan,bu ülkede hizmet veren,bu ülkede çocuk yetiştiren biri olarak,yurdumuzda neden beyin göçü yaşanıyor,neden elimizdeki kıymetlerin değerini bilemiyoruz,neden çok büyük icatlar ülkemizden çıkmıyor düşüncelerini bir kez daha aklımdan geçirdim.


3. sınıftaki genç Semih'e neden buradasın diye sorulduğunda;Türkiye'deki eğitim sistemine güvenmediğini,mümkünse öğrencilerin liseye başlamadan KANADA'ya gelmelerini söylerken kaygılarını belirtiyordu ve 1.kurşunu yolluyordu taa uzaklardan.Bir diğer öğrenci Emir ,öğrencilerin stres altında girip ÖSS komedisiyle yüzleşmeden buraya gelmelerini tavsiye ederken,sanki daha henüz yapılan  YGS sınavından önce kalbi sınav stresine dayanamayıp ,yaşamını yitiren, ve o kadar hazırlandığı sınava giremeyen,Samsun'lu genç kız öğrenci Damla ORHAN'ın hikayesini hisseder gibiydi.Diğer öğrencilerden beyaz eşarplı Yasemin ise son kurşun'u göndermişti.Yasemin,burada yakaladığı en büyük avantajlardan birtanesinin dini inancına saygı duyulması olduğunu söyledi.Hiç zorlanmadığını,dini vecibelerini de yerine getirebildiğini,öğretmenlerinin çok duyarlı olduğunu söyledi.

Ne kadar üzüntü verici.Bu ülkenin çocuğu (tabii haklı olarak) yabancı diyarlarda,ülkesine güvensizliğini,umutsuzluğunu,kendi ülkesinin olumsuzluklarını dillendiriyorlar.Bizde de ya sınav soruları çalınır,ya arkadaşı sınava girecek sevgilisinin ,kendisi gibi 2 senelik okuyup kendisi ile ayrılmamasını düşünerek sınav kağıdını saklar,arkadaşını sınava girmesini engeller.Garip,garip ülkemize özgü durumlar yüzünden insanlar kaçıyor.Bizim üniversitelerimizde başörtü sorunu varken,İsviçre'de iki türk kızı başörtü davasını kazanıyor.Ne diyeyim; biz daha böyle çok değerler kaybederiz.Şapkamızı önümüze alıp düşünme vakti gelmedi mi?

Kitabı Seyrediyoruz,Televizyonu Okuyoruz !!!

                    Evet,Ülke olarak kitap okuma alışkanlığımız,diğer gelişmekte olan ülkelere göre bir hayli düşük seviyede.Ama Televizyon derseniz,hangi dizi hangi saatte,kim kiminle nerede?,herşeyi biliyoruz.Eve geldiğimiz zaman ilk yaptığımız şey Tv yi açmak oluyor,başka bir şeyle uğraşırken,çocuğumuz ile ilgilenirken,eşimizle bir durum paylaşırken bile bir gözümüz televizyonda.Bu sayede çocuklarımızda TV kültürü ile yetişiyor,yemeklerini bile çizgifilm refakatiyle yiyor,yediğinden birşey anlamıyor.Almanların dediği gibi; "televizyon bir aptal kutusudur". Bu sebeple sürekli onun karşısında vakit geçirmek,sürekli gözümüzü bir yere sabitleyerek,panoramik görüntülerin hükmü altında olmak,bizi unutkanlığa sürüklüyor,televizyon çocuğu bir toplum oluyoruz.

Aslında bildiğini okuyan,karşımızdakinin canına okuyan da bir yanımızda varda, hadi neyse :)

Peygamber Efendimize gelen ilk ayetde de belirtildiği gibi " Oku.Yaradan Rabbinin adıyla oku" mantığınlada özdeşleşmeyen bir hayat yaşıyoruz.Orada bile Yüce ALLAH (c.c.) ın bilgiye,öğrenmeye verdiği önem nasılda yansıtılıyor.Peygamber Efendimizin "ilim Çinde de olsa gidin arayın" sözü adeta bunun devamı niteliğindedir."Bugün gelmeyin,akşam dizi var,yarın müsait değiliz şu program var gelemeyiz" hem aile içi iletişimimizi etkiliyor,hemde toplumdan yavaş yavaş kopuşumuzu resmediyor.

Evimizdeki kitaplığı hınca-hınç dolduruyoruz.Bir hayli kitabımız var diye seviniyoruz.Okuruz diye bol-bol alıyoruz.Daha sonra onu tabir-i caizse SEYREDİYORUZ.Rafında duruyor.Hiç ellemiyoruz.Ama televizyonu hergün OKUYORUZ :)Televizyondan vakit bulupta,kendimizi geliştireceğimiz,bununla devamında ailemizi geliştireceğimiz,hemen arkasından toplumumuzun gelişmesinde önemli payı olan kitap okuma sevgisini alışkanlık haline getiremiyoruz.Yani;KİTABI SEYREDİYORUZ,TELEVİZYONU OKUYORUZ :):):)

Yandexx Geliyoor !!!!

Evet Yandex geliyor.Sanal dünyaya damga vurmaya aday bir internet canavarı geliyor.Bu dev Rus şirketi ,ciddi anlamda,Google'a rakip olarak geliyor.Şimdilerde Türkiye pazarına yeni giriş yaptılar.Televizyonda reklamları dönmeye başladı bile.Güzelde reklam yapmışlar.Türkiye de arama çubuğundan daha çok arama motoru kullanılıyor.Bu sebeple Yandex'in 1 numaralı ekmek kapısı tabiki Türkiye oldu.Google'dan farklı olarak hizmetler konusunda farklı olmaya çalışıyorlar.Mesela haritalar konusunda Google'dan kat kat üstün.Panoramik görünteler arasında dünya üzerinde sörf yapmak çok eğlenceli oluyor.Adres aramada,yeni alacağınız gayrimenkul'un yerini merak ettiğinizde,tatil yapacağınız yeri,gitmeden önce görmek istediğinizde Yandex haritalar özelliği gerçekten çok işimize yarayacak.Çünkü bu konuda ciddi yatırımlar yapıyorlar.Bir diğer çalışması ise 200 bine yakın Türkçe şarkıyı arama motorundan dinleme imkanı sunuyor.İnsan yapısı gereği,bizi alışkanlıklarımız yönettiği için,içimizdeki Google canavarını durdurmak zor tabii.Bende yavaş-yavaş Yandex'i kullanmaya başladım.Aramalar konusunda sıkıntı yok gibi gözüküyor.



Google ile baş etmek elbette çok zor.Ciddi nakit kaynakları var ve yaptıkları akıl oyunları ile dünyanın dört bir yanından beyin göçü almayı ve bunları bünyelerine katmayı ilke edinmişler adeta.Yandex'in ,Google gibi dev bir şirkete rakip olarak dünyaya açılması zaten başlı-başına bir cesaret değilmi.İnsan düşünmek istiyor,neden Türkiye'de böyle beyinler,cesaretli girişimciler çıkmıyor,Böyle güzide çalışmalar yapılmıyor.Google yıllardır, bu alemde tek başına hüküm sürüyor.Tekelleşme ye karşı durmak açısından Yandex'in bu çıkışı tüm Dünya için çok iyi oldu diye düşünüyorum.Alternatif olması kullanıcılar açısından Okan Bayülgen deyimiyle " Harikulade" oldu :) Ne diyeyim Google korksun artık.Meydanı paylaşmak için artık bir rakibi var.Mücadelelerini izlemek çok zevkli olacak...

Çocuğunuzun Yaşamasına İzin Verin

Hiç bir yetişkin,bugüne kadar; özelliklede erken çocukluk dönemindeki çocuğu ile girdiği bu amansız mücadeleden kazançlı çıkmamıştır.Böyle bir mücadeleye girmiş ve kendince bu mücadeleyi kazandığını zanneden anne-babalar,çocuklarının ruhunu kaybetmektedirler de haberleri yoktur.Bu açıdan bakıldığında,Anadolu pedagojisinde önemli olan,çocukla inatlaşma ve mücadele içine girmek değil,aksine çocukla işbirliği yapabilmek için imkanlar oluşturma becerisine sahip olmaktır.
Gerçek ,bir hikaye
O kadar hassas davranıyormuşum ki çocuğumun hissetmesine izin vermeden,onun hissedeceği bir şeyi önceden hissedip tedbirini alıyormuşum.Böylece oğlum kendi yaşam sürecini hissetmeden büyüyormuş.İşin daha dramatik yanı,oğlumun benim bu telaşımı ve ne yapmaya çalıştığımı anlamıyor oluşuymuşta,farkında bile değilmişim.Mesela şu kadar saattir yemek yememiştir,mutlaka yavrum acıkmıştır diye düşünüyordum.Hemen onun açlığını gidermek için yemek hazırlıyordum ve koşuşturmaya başlıyordum peşinden.Oğlumun açlık hissetmesine izin vermiyordum.Çünkü onun yerine zaten ben düşünüyordum.Onun kendini hissetmesine izin vermediğim için de doğal olarak ne acıktığını hssedebiliyor,ne de yemek karşısında beklediğim iştahı sergileyebiliyordu.Ama ben onu iştahsız zannediyordum.Aslında çocuğumun hayatına bu kadar girerek yaptığım şey,onun kendisin yaşamasını ve hissetmesini önlemekmişte anlayamamışım.

İyi niyetlerle çıkılan yollar, ne kadar yıpratıcı sonuçlar ortaya çıkartıyormuş meğer.Çocukların hayatı yaşamasına izin vermek lazım.Kendi korkularımızı onlara yansıtarak aldığımız tedbirler,kişiliklerinin sağlam bir zemine oturmasını engellemiş oluyor ve biz bunu fark edemiyoruz.

Bir gün engellendiği,izin verilmediği ölçüde isyan ediyor çocuk.Sonrada adı "Asi evlat" oluyor.

Unutulmamalıdır ki , çocuğun duygu dünyasındaki her bir "iç düzen" belli bir sıraya ve ölçüye göre gerçekleşmektedir,bu sessiz ve mütevazi iç yapılanmaya aşırı müdehalede bulunmak,çocuğun kişilik yapılanmasına zarar vermekten başka bir işe yaramaz...

Kanser Haftası


Ateş düştüğü yakar.Girdiği evde,hayatlarda izler bırakır.Yaşamayan bilemez tesirlerini.Uzun yıllar çekilen ızdıraplar,aile fertlerine istem dışı yaşatılan maddi-manevi sıkıntılar,parça tesirli bomba gibidir,yaşarken öldürür insanı.Önceki yaşamı bir film şeridi gibi sürekli gözlerinden kayıp gider.Kıymet bilinemeyen saatlerin ardından,Ah'lar,vah'lar geride kalmıştır,etkisini yitirmiştir artık.

01-07 Nisan Kanser ile savaş haftası.Dünya kanser ile uğraşıyor.Bu büyük soruna çare arıyor,yıllardır.Son 30 yıla baktığımızda dünyada en fazla kanser vaka'sı Kuzey Amerika'da görüldü.Ölümlere ise daha çok gelişmekte olan ülkelerde rastlandı.Şu an dünyada 30 milyona yakın insan kanser ile uğraşıyor.Bu oran ilerleyen yıllarda dahada yukarıya çıkacak gibi gözüküyor.Şimdilerde ise kadınlarımızda göğüs kanseri moda oldu.Hemen hemen dünyada en çok görülen 2.kanser çeşidi oldu.Tabii bu göğüs kanseri geçici birşey olmadığı için hemen her kadın yaşayabilir.Hani şu "Adını Feriha koydum" dizisinin oyuncuları Vahide GÖRDÜM ile Deniz UĞUR 'un yaşadığı gibi.Bu insanlar,bizim dışarıdan gördüğümüz gibi "milletvekili dokunulmazlığı " tadında yaşamıyorlar. :) Bu illet her vücuda girebiliyor.


Tabii buna neden olan etkileri bilmek için çokta düşünmeye,doktor olmaya gerek yok.Korkunç bir hızla ilerleyen teknoloji,her tarafımızın radyasyon ile kaplanması,yeşil rengini unutmamız,sigara,ormanların bir bir yanması,güne fabrika dumanları arasında başlamamız,aynı zamanda hareketsiz bir ülkeye dönüşüyor olmamız (Amerika gibi) ,yıllar geçtikçe ciğerlerimize işleyen kötü hava, bu küresel sorunda çok etkili diye düşünüyorum.İşte bu yüzden bırakın çocuklarımız,dans etsin,yüzsün,koşsun,spor yapsın.Çocuklarımızı fanusun içinde büyütmeyelim.Kanser ile savaş haftasında,kansersiz bir yaşam için bu konu ile mücadele etmek dileğiyle.










Bankaların Düşmanı Eminevim

eminevim-ev almanın en kolay yolu
        Size faizsiz bir şekilde ev almanın,otomobil almanın yolu hakkında bilgi vermeye çalışacağım.Ülkemiz vatandaşının çokta fazla bilgisi olmadığı veya daha önceki buna benzer örneklerin bırakmış olduğu intibaya bağlı olarak,çokta tanımadığı bu sistem,gerçekten bankaların canavarca,sinsice insanları kafeslerine alma durumu ile mücadele edecek,onlara karşı ayakta durabilen tek sistem.Arkadaşlar 21 yıllık ,40 ilde şubesi bulunan,300'den fazla çalışanı olan ve adına tek bir tane leke sürülmemiş bir firmadan bahsediyorum.İslam ruhuyla bezenmiş,ekip ruhu ve anlayışından bahsediyorum. İnsanlar yanlış biliyor.TOKİ mantığında düzenlenmiş,belli bir bölgede yapılmış daireler olan,sadece oradan sizi ev almaya zorlayan bir sistem değil.Sistem kısaca şöyle; Faiz ödemeden,kişinin kendi isteğiyle,kendinin belirleyeceği ödeme miktarı ile istediği yerden,istediği gayrimenkulu almasıdır.Eskiden annelerimizin yaptığı altın günleri vardıya,aynen böyle birşey.Yani insanlar birbirlerine yardım ederek,yastık altında paralarını tutmayarak birbirlerine yardım etmektedirler.

Ev-otomobil almanın bu sistemde çeşitli yolları var.İstediğiniz zaman,zor durumda kaldığınız zaman,taksitlerinizi durdurabilirsiniz.Paranızı geri iade alabilirsiniz.Evim var diyorsanız,parada biriktirebilirsiniz.Ancak uzun zaman sonra elde edebileceğiniz miktarı,bir kaç ay sonra alabilirsiniz bu sitemden. Sistemin buna benzer bir çok kolaylığı sözkonusu.Peşinatım yok diyorsanız,buda sorun değil.Yinede sisteme dahil olabilirsiniz.İlk önce para biriktirmeye başlayıp,sistemde biraz para biriktikten sonra,çekilişli sisteme dahil olabilirsiniz.Daha detaylı bilgi için http://www.eminevim.com/ adresini ziyaret edip,telefonunuzu bıraktıktan sonra,personel size yardımcı olacaktır.
Kira yardımı konusu var mesela.Bu sistemde de insanlar,kendine para çıktıktan sonra,sistemin içindeki diğer insanlara kira yardımı yapıyor,çünkü kendisine para çıkana kadar,ödediği taksitler (Örn:550-526-511-492) şeklinde düşerek ilerledi.Diğer insanlarda ona kira yardımı yaptı.

Aklınıza gelebilir;bu kadar paranın yönetimini nasıl yapıyorlar? Belli bir hesapta toplanmış para havuzları var.Her ay noter huzurunda yapılan çekilişten sonra hak sahiplerine ödemeleri yapılıyor.Biraz aklımızı kullanmamız lazım.Bankalardan ev kredisi kullanmak istediğimizde,çekeceğimiz tutarın hemen hemen yarısından fazlasını faiz olarak alıyorlar.Onların eline düştüğün zaman yandı gülüm keten helva.Ama bu sistemde böyle değil,sadece %5 organizasyon ücreti alıyorlar,buda çok mantıklı ve makul zaten.Değerlendirmenizi isterim.http://www.eminevim.com/

Fırsat Siteleri İnternet Pastasının Büyük Kısmı

          Dünyada internet kullanımı hızla büyüyen ve yayılan bir durum olarak günümüze hakim olurken,belki günümüzün 10-12 saatini internet başında geçirirken,fırsat siteleride bu pastadan büyük dilimleri almak için adeta sıraya girmiş vaziyette.Hemen hergün artan fırsat sitelerinin sayıları internetten alışveriş zevkinin büyük bir kısmını oluşturmakta ve ekonomiyi ciddi anlamda canlandıran bir fotoğraf var ortada.

Ben bu fırsat sitelerinden çoğu kez güzel fırsatları yakalamış ve kullanmış,bunları denemiş biri olarak,faydalı bulduğumu,maddi anlamda da aynı ürünü veya hizmeti tedarikçilerden değerlendirdiğimden daha az maliyete fırsovre (fırsat) ettiğimi söyleyebilirim.

Tabii bu sitelerin en büyük destekçiside meraklı insanlar çoğunlukla.Fırsatları değerlendireceğiz diye bütçemizide içinden çıkılmaz durumlara sürüklemeye gerek yok.Bazı insanların gözüne rakamlar az göründüğünden,sitede bulunan "fırsat bitimine şu kadar dakika kaldı" bölümünden de etkilenerek,hemen herşeye tıklayıp fırsatları 0-6 yaş grup cesaretiyle :) değerlendirmek istiyorlar.Merak etmeyin,o fırsatlar hiç bitmiyor.Tabii fırsat oluşturan firmalar açısındanda; Fiyatları düşürüp,hizmetten veya üründen kısmayan firmalarda daha çok rağbet almakta,müşterileri tarafından ödüllendirilmektedir.

Bu fırsat sitelerinden en ünlülerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

http://www.yakala.co/               Hürriyet grubunun desteğiyle almış-yürümüş bir site
http://www.grupanya.com/       Bu piyasaya yeni girenlerden
http://www.markapon.com/      Çok güçlü siteler tarafından desteklenen bir site                                    (Uzman tv,timsah,cimri)
http://www.sepeteindir.com/      Yine yeni girişimlerden bir tanesi
http://www.sehrikeyif.com/         Pazarın güçlülerinden bir site
http://www.romantikfirsatlar.com/  Romantik fırsatlar sunan bir site
http://www.daybuyday.com/           Her gün için özel fırsatlar sunan bir site
http://www.firsatbufirsat.com/      Yine pazarda güçlü bir site


En güzel fırsatları yakalamak dileğiyle .....

Güvenirken İki Kez Düşünün


Güven duygusu insan ilişkilerinde
önemli bir unsur

        İşte bugün daha net ve acı bir şekilde anladım insanlara yüzde yüz güvenilmemesi gerektiğini.Acıların,yaşananların ve sabrın nirvanaya ulaştığı durumlarda,dilin kemiğinin olmaması ve insanların içindekilerini hiç çekinmeden,bir ergen rahatlığıyla ama aynı zamanda yalan dünya gerçekliğiyle söyleyebilmeleri çok mümkünahi görülür oldu.Sen anlatırsın herşeyi tüm çıplaklığıyla,verirsin her sırrını,o dinler seni güzel bakışlarla ve aslında giydirir intikam bebeğini ,besler onu,zamanını bekler ortaya sürmek için kozu.Kazılmıştır artık senin arkandan kuyun,dökülmüştür her kusurun,"kahrolsun benim bu huyum" der gibi bakarsın sağa-sola.
Fakat insanoğluyuz,fıtratımız gereği güvenmek isteriz en yakınımızdakine,biz değilmiyiz,hayatta her zaman yaslanacak bir ağaç arayan,her ne kadar bölünmüşlük yaşasakta elma verimliliğiyle diğer yarımızı arayan.Sanki "babana bile güvenmeyeceksin olum" diyenlere inat.

Aslında bunu söyleyenlere bazen hak vermemek te içten bile değil.Kimseye güvenmeyipte,herkesle dost kalmakta güzide fikirlerden biri gibi gözüküyor.Çünkü herşey inanma ile başlar,hüsran ile aldanma ile sonuçlanır güzel rüya.
Anlatırken bizi dinlemesini bekleriz,fakat bilsek aslında daha sonra yaşayacağımız kötü sonuçların büyüklüğünün altında isteriz aslında,yakacaksa o ateşi baştan söylese düşmanlığını,sanırım bu daha eftaldir,dost gibi gözüküp,güzel güzel bakıp seni dinleyen düşmandan.

Çünkü insanlara sonuna kadar güvenmemeyi daha sonradan öğrenmek çok acı ve geç oluyor.
Sanırım arka plandan ilişkilerimizi tekrar gözden geçiriyor olmayı,kontrolümüzü ölçmeyi,belli etmeden ilişkilerimizi dengede tutmayı,kötü birşeyler yaşasak bile daha sonra bir "merhaba" lık bir pay bırakabiliyor olmayı biliyor olmak lazım...Bu sebeple insanlara gönlümüzü açmadan 2 kere düşünmek lazım...

Çağı Yakala,Geride Kalma


çağı yakala geride kalma
             Sürekli gelişen ve gelişecek olan dünyamızda gündemi,olayları,gelişmeleri,yenilenen teknolojiyi,yenilenen düşünceyi takip edememek,ayak uyduramamak bunu benimseyen insanların zamanı yakalayamamasını ve zamanın gerisinde kalmasını mümkün kılıyor.Bu tür insanlar,hem toplumla arasına mesafe koyuyor,hem kendini soyutluyor,bunun devamındada birçok sorunu beraberinde yaşıyor.Yalnızlık hissi oluşuyor,ailesiyle,arkadaşlarıyla problemler yaşıyor.Bu mantıkta yaşayan insanlar,etrafınıda ışık vermekten mahrum bırakıyor.İnsanlar onunla vakit geçirmekten zevk almıyor.Yani veren taraf değilde,sürekli alan taraf olmak,insanları sıkar. Aktif dinlemenin iki insan arasındaki ilişkide önemli olduğu günümüzde İnsanlar kendini anlayan insanların yanında olmaktan mutluluk duyarlar.Yani ilişkiler monolog değilde (kendi kendine konuşma) dialog (iki kişinin konuşması) olur.Özellikle yaşlılarımız,bu konuda gençlerimize gereken hazzı,heyecanı vermiyor,bu düşünceye orta yaş bölümündeki insanlarımızda,sanki yardım eder durumda.Bu durum gençlerimizi,acaba bizdemi böyle olacağız diye,panik havasına sokar vaziyette.
             Önceden hepimizin olduğu gibi;hemen herşeyi bilen dedelerimiz,ananelerimiz,sürekli yenilenen teknoloji sonrasında irtifa kaybetmiş durumda.Hatta bazılarının düşünceleri "Peki Zeki MÜREN'de bizi görecekmi?" den öteye gitmiyor.Bu bakış açılarıyla yetişen gençlik açıkçası beni korkutuyor.Standart'a bağlanmış bilinçaltı,iş değişikliği yaptığı zamanda bile kendini gösteriyor.Fax çekmeyi bilemeyen (gerçi buda çok geride kaldı ama) ,fotokopi düğmesinin yerini aramaktan aciz,word dosyasında yazı yazamayan,bir devlet kurumunda işini halledemeyen gençlik'in yetişmesinden dolayı şirketler artık,işe alım sürecinde cv lere bir başka da gözle bakar oldu.

Ne yapmalı !!!???
Bir olguyu,nesneyi olduğu gibi kabul etmek yerine,neden ve nasıl gerçekleştiğini,nasıl olumlandığınıda merak eder,araştırır durumda olmak gerekir,Küçükken,mahallede,sokakta bulduğu veya kendisine verilen yeni bir nesneyi içini açıp,karıştırmadan benimsemeyen paşayı mahallenin delisi diye kınadığımızı hatırlıyorumda, o mu deli,yoksa bizmi diye düşünüyorum.Aşağıdaki örnektende anlaşılacağı gibi başımıza gelenleri sorgulamamak,olayların başını-sonunu görmemek,hayatı kontrol edip,takip etmemek bizi adım-adım geriye götürür ve yaşadığımız günler kötü olaylarla sonuçlanır.

Beş tane maymunu bir kafese koymuşlar.Maymunların arasına üzerinde muzlar olan bir merdiven yerleştirmişler.Ne zaman maymunlardan biri muzları almak için merdivene tırmanmaya kalksa,bilimadamları diğer maymunları ıslatmışlar.Bir süre sonra maymunlardan biri merdivene yaklaşmışsada,diğer maymunlar bu maymunu dövmüşler.Aradan zaman geçmiş,hiç bir maymun merdivene yaklaşmaya cesaret edememiş.Bilim adamları maymunlardan birini değiştirmiş,o maymun hemen merdivene yönelmiş.Diğer maymunlar,hemen onu dövmüşler.Bir süre sonra defalarca dayak yiyen yeni maymun nedenini bilmeden muzu almaması gerektiğini anlıyor.Bu değiştirme ve ıslatma ,tüm maymunlar değişene kadar tekrarlanıyor ve kafesteki tüm maymunlar yenileniyor.Ama buna rağmen merdivene tırmanana saldıran 5 tane maymun vardı.Eğer maymunlara ,neden merdivene tırmananları dövdüklerini sormak mümkün olsaydı,herhalde şu cevabı alırdık; "Bilmiyorum burada işler böyle yürüyor"

Her zaman şapkamızı önümüze koyup düşünmek dileğiyle!!!